
Böbrek Taşı Hastalığı ülkemizin en sık rastlanan sağlık sorunlarındandır. Son yıllarda tanı ve tedavisinde geliştirilen yeni yöntemler sayesinde hastalığın seyri önemli ölçüde değişmiştir. Örneğin, 20 – 25 yıl önce müdahale gerektiren durumlarda tek seçenek açık cerrahi yöntemler iken. günümüzde çok sınırlı vaka’da açık cerrahi girişim uygulanmaktadır. Taşlar öncelikle böbrekte oluşur (Böbrek Taşları).
Bunlar böbrek içinde kalarak büyüyebilir. Böbrekten İdrar yoluna düşen taşlara ise İdrar yolu taşlan veya Üreter taşlan adı verilir. Buradan idrar kesesine düşen, ancak dışarı atılamayan taşlara Mesane taslan diyoruz. Ayrıca prim er olarak mesanede de taş oluşması mümkündür. Taş hastalığı erkeklerde kadınlara göre iki kere daha fazla görülür. En sık 20 – 40 yaşları arasında görülmesine rağmen çocuklarda ve yaşlılarda da çok seyrek değildir. Taş Hastalığının görülme sıklığı kişinin yaşadığı coğrafyaya göre farklılıklar gösterir.
Türkiye, Taş Hastalığının sık rastlandığı ülkelerden biridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu oran en yüksek, Ege Bölgesi’nde ise en düşüktür.
Taşın oluşumu halen kesin olarak ortaya konamamış, karmaşık bir süreçtir. Tek bir faktöre bağlı değildir. Burada fiziksel, kimyasal, hormonal faktörler rol oynar. Bir kişide taş oluşma ihtimalini değerlendirirken o kişinin risk faktörlerinden bahsetmek gerekir.
Risk Faktörleri
1-Kalıtsal Özellikler: Taş Hastalığı tespit edilen bir kişinin geçmişi araştırıldığında yakın akrabalarının bir kısmında taş hikayesi bulunur Hem anne hem de babasında taş hikayesi bulunan kişinin taş hastası olma olasılığı çok yüksektir.
2-Beslenme Tek yönlü beslenme ve bazı gıdaları aşırı tüketme şeklindeki beslenme alışkanlıkları da önemli bir risk faktörüdür.
3-Çevresel Faktörler Su kaybının fazla okluğu sıcak bölgelerde Taş Hastalığı sık görülür. Kişinin yaşadığı bölgenin toprak yapısında bazı eser elementlerin azlığı da taş oluşumuna neden olabilir.
4-Hormonal ve Metabolik Hastalıklar: Taş Hastalığının önemli bir bölümünü oluşturur. Ancak hastaların çoğunda taş oluşumundan sorumlu metabolik anomaliyi belirlemek mümkün değildir.
Taşların yapısı
Taşlar bir veya birkaç maddenin kristallerinin bir araya gelmesiyle oluşur. En sık rastlanan madde kalsiyumdur. Oksalat, ürik asit, sistin ve fosfat da taşların yapısında bulunabilir.Taşlar içinde bulunan maddelere göre değişik yapı ve renkte olabilir. Hastanın düşürdüğü veya operasyon ile alınan taşın analizi yapılarak kimyasal yapısı tespit edilir.
Belirtiler ve tanı
Taş hastalığında en sık rastlanan belirti, ağrıdır. Genellikle belin yan bölgesinde ani olarak başlar ve çok şiddetlidir. Ağn hastanın kasık bölgesinde hissedilebilir. Böbreğin İçindeki hareketsiz büyük taşlarda kunt ağrı görülür. Böbreğin iç kısımlarında yerleşmiş küçük taşlarda çoğunlukla hiç ağrı yoktur.
Bunlar ancak başka hastalıkların araştırılmasında veya check-up sırasında tesadüfen tespit edilir. Kanlı veya koyu renkli idrar hastaların büyük çoğunluğunda görülür. Bazı hastalarda ise sık İdrar yapma isteği ve idrar yaparken yanma şikayeti de oluşabilir.
Bu şikayetlerle doktora başvuran hastada yapılan muayene sonrasında taşın tespiti için tanı yöntemlerine başvurulur. En kolay tanı yöntemleri idrar tahlili, ultrasonografi ve basit röntgen filmidir. Bazı özel durumlarda IVP (damardan ilaç verilerek çekilen röntgen filmi) veya bilgisayarlı tomografi gibi ileri tetkikler gerekebilir.
Tedavi
Taş belirlendiğinde taşın yeri, büyüklüğü ve böbreklerin durumu taşın ne şekilde tedavi edilmesi gerektiğini belirler. 5 mm’den küçük taşlar kendiliğinden düşmeye bırakılır. Hastaya ağrı kesici ilaçlar önerilir. Bol su içmesi ve olabildiğince hareketli olması istenir. Bu sürecin yakından takip edilip taşın düştüğünden ve böbreğin normal yapıya döndüğünden emin olunması gerekir.Taş belirli bir sürede düşmemişse gereken tedavi yolu seçilir.
ESWL (vücut dışından uygulanan şok dalgalan ile taş kırılması)
Bu yöntem son yıllarda geliştirilen ve böbrek taşlarının tedavisinde en sık uygulanan yöntemdir. Anestezi gerektirmemesi, herhangi bir dokuya zarar vermemesi, tedavinin hastaneye yatmadan ayaktan uygulanabilmesi en önemli avantajlarıdır. 2 cm’den büyük olmayan böbrek taşlarının tedavisinde ve idrar yolu ile mesane taşlarında başarı ile uygulanır.
Endoskopik Tedavi Böbrekte 2 cm’den büyük taşlarda bel hizasında açılan bir delikten girilerek genel anestezi altında uygulanır. Diğer bir endoskopik tedavi yöntemi dış idrar yolundan girilerek üreterin alt ve orta bölümündeki taşlann alınması şeklindedir. Şok dalgası tedavisi denenmiş, ancak başarılı olunamamış taşlarda uygulanır. Bu yöntemde de genel anestezi gerekir.
Cerrahi Tedavi
Çok büyük ve böbreğin içini tamamen kaplamış taşlarda uygulanır. İdrar yolunun üst bölümünde diğer yöntemlerden fayda göremeyen hastalarda da açık cerrahi yapılabilir.
Taş hastalığının korunma prensibi hastanın bu konuda bilinçli olması esasına dayanmaktadır. Taş hastalığı tespit edilmiş hastada tekrar taş oluşma ihtimali birinci yıl içinde yüzde 10. ilk on yıl içinde yüzde 50′dir.
En önemli konu oluşabilecek bu taşı daha sorun yaratmadan böbrekte iken yakalamak ve gereği gibi tedavi etmektir. Bu nedenle hastalar ortalama yılda bir defa idrar tahlili ve ultrasonografi ile kontrol edilmelidir.
Taş hastalarına bol sıvı (günde ortalama 2-3 litre) almaları ve düzenli egzersiz yapmaları önerilir. Bu sayede yeni oluşan küçük taşlar kendiliğinden düşer. Beslenme ile taş hastalığının ilişkisi üzerinde çok durulan bir konudur. Buradaki ana prensip aşırılıklardan kaçınılmasıdır, örneğin yüksek protein içerikli beslenme veya bazı gıdaların aşın tüketilmesi sakıncalıdır.
Sık olarak taş hastalığına yakalanan hastalarda taşın analizi, kan ve idrarda bazı maddelerin tespiti ile vücutta taş hastalığına neden olabilecek bazı metabolik bozukluklar tespit edilebilir. Bu hastalarda bazı ilaçlar, özel diyet uygulamaları gibi yöntemlerle taş oluşum sıklığı azaltılabilir.
Sonuç
Ülkemizde sık rastlanan taş hastalığı özellikle genç ve orta yaşlarda görülür. Son yıllarda ultrasonografinin yaygın uygulanması, endoskopik girişimler ve özellikle ESWL gibi vücut dışından uygulanabilen yöntemler sayesinde erken teşhis ve kolay tedavi sonucu bu hastalığın neden olabileceği böbrek fonksiyon kayıplarından kaçınılabilir.
önceki yıllarda geçirilmiş ameliyatlar veya gecikmiş teşhis sonucu böbreğin kaybedildiği günler geride kalmıştır. Bu sayede çok ciddi bir ihmal yok ise günümüzde diyaliz merkezlerinde taş hastalığı nedeniyle böbreklerini kaybetmiş hastalara pek rastlanmamaktadır. Hastaya düşen görev belirtiler görüldüğünde doktora müracaat etmek, taş hastalığı belirtilmemisse doktorun önerilerine uymaktır.


