Şeker krizi öncesindeki bulgular hastada açlık hissi uyandırdığı gibi baş dönmesi ve bayılma gibi belirtilerlede ortaya çıkmaktadır.
Devamını oku from "Şeker Krizi Nedir? Şeker Krizi Nasıl Önlenir, Şeker Krizini Önlemek"
Şeker Krizi Nedir? Şeker Krizi Nasıl Önlenir, Şeker Krizini Önlemek
Kalın Bağırsak Kanseri Nedir, Kalın Bağırsak Kanseri Nedenleri
Kalın bağırsak kanserinin en büyük etkisinin ileri yaş olduğunu belirterek yazımıza başlayabiliriz. Hırsi olarakta kendini gösteren kalın bağırsak hastalığı özen gösterilmediği taktirde bir çok hastalığı tetiklemekte ve kanser belirtilerinin tamamı gzlenmektedir.
Devamını oku from "Kalın Bağırsak Kanseri Nedir, Kalın Bağırsak Kanseri Nedenleri"
Koroner Kalp Hastalıkları, Koroner Kalp Hastalığı Nedir
Batılı ülkelerde daha sık görülen bir hastalık olan koroner kalp hastalığı hava kirliliğine, besinlere ve bir çok nedene bağlı olarak baş göstermektedir. Karadeniz ve Marmara bölgelerinin en çok boğuştuğu hastalık olarak gözleniyor.
Devamını oku from "Koroner Kalp Hastalıkları, Koroner Kalp Hastalığı Nedir"
Viral Hepatit Nedir? Hepatit a sarılık hastalığı
Viral Hepatit yaygın olan ve yayılmaya devam eden bir hastalık… Sarılık olarakta bilinen bu hastalık haslında sarılık hastalığının bulgulerını taşıyan bir vürüs…
Karaciğer İltihaplanması
Sarılık olmadan da geçirilen bir hastalık olan Viral Hepatit aynı zamanda karaciğer hastalığınında nedenlerinden biri…
Devamını oku from "Viral Hepatit Nedir? Hepatit a sarılık hastalığı"
Cüzzam Nedir, Cüzzam Hastalığı, Cüzzam Belirtileri ve Tedavisi
Bir zamanların en korkunç hastalıklarından biri olarak örülen cüzzam, geçiren hasta bu hastalığı yüzünden toplumdan dışlanır ve ölüme bırakılırdı. Artık cüzzamın tedavisi bulundu…
Bir zamanların korkunç hastalığı her bölgede ve her ortamda görülürken günümüzde bu hastalık sadece nemli yaşam bölgelerinde görülmektedir. Bu hastalığa yakalananların başında uzun süre açlık çekenler ve yeterli derecede besin maddelerini alamayanlar çok hızlı bir şekilde yakalanmaktadır.
Cüzzam hastalığı her yıl sayısına yenilerini ekleyerek yayılmaktadır. 250.000 civarında vakaya kadar sayısı vardığı sanılmaktadır.
Devamını oku from "Cüzzam Nedir, Cüzzam Hastalığı, Cüzzam Belirtileri ve Tedavisi"
Asık suratlı mutsuz kadın
Bazen asık suratlı oluruz güemeyiz yeri gelir ağlayamayaız bile işte dertli bir kadının dıramı Doktor Cem Erdoğan’ın kaleminden o kadar güzel anlatılmış ki işte diyeceksiniz benim dramım bu paragrafların içerisinde anlatılmış bu beni anlatmış gelin birde bu kadın nasıl bu şekilde asık suratlı olmuş Cem Erdoğan’ın ağzından dinleyelim
Devamını oku from "Asık suratlı mutsuz kadın"
Sigarayı Bırakma Derneği
Sigarayı Bırakmada Tamamlayıcı Tıp
İnsanoğlu sigara İle 200 yıl önce tanıştı, zararların 1950 er de biimsel
çalışmalarla karıtladı ve o tarihten bu yana tıp çevreleri kişilere sigaranın
zararlarını anlatıyor ve bırakma teknikleri üzerinde yoğun çalışmalar yapıyor.
Dünya sağlık örgütünün araştırmalarına göre dünyada 1 milyar 100 milyor İnsan
sigara içiyor. Erkeklerin yüzde 47’si kadınların yüzde 12’si sigara tiryakisi.
Dünya da her yıl 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklardan ölüyor.
Kalp sağlığını tehdit eden nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp hızını
arttırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtlaşmasını arttırır, kalbin yükü ve
oksijen ihtiyacı artar Karbonmonoksitte karda oksijenle birleşip kandaki Oksijen
miktarını düşürür. Nikotin nedeniye oksijen gereksinimi artan kalp kanca yeteri
oksijen bulamaz ve yükü artar. Sizlere sigara ile doğrudan ilişkisi olan
hastalıktarı vurgulamak istiyorum; ağız kanseri, sindirim sistemi kanserleri,
solunum sistemi hastalıkları ve kanserleri (özellikle akciğer kanseri) kalp
damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.
Bugün Sigarayı Bırakmaya Karar Verin
Dünyada en çok kabul gören sigara bırakma yöntem tamamlayıcı tıp sitemidir.
Çünkü bu sistemde her şey kişiye özel hazırlandığı için başarısı çok yüksektir,
ilk basamak kişinin sigarayı bırakmayı istemesidir. Daha sorra tamamlayıcı tıp
uzmanının verdiği testi dolduruyor içerik kolay… Test size sizi soruyor ve
beden diliniz belirleniyor. Beden diliniz üzerinden size özel program
hazırlarıyor. Bu program akupunktur, nikotin distoksu, rahatlama teknikleri,
oksijen tedavisi, kilo almamanız için size özel hazırlanan diyet, ayurvedik
bitki, homeopatik ve aromaterapikleri içeriyor. Sigara size serctoir- endoiin
üzerinden mutluluk veriyor, akupunktur tedavisi 72 saat içinde beyin? serotoin-
endorfin salgılatıyor yani size sigaranın sunduğu rahatlığın daha fazlasını
doğal olarak sunuyor.
Nikotinin verdiği zararların giderilmesi vücudun oksijen gereksinimi
karşılanması, vücutta nikotin atılımının hızlandırılması, bırakma sürecinin daha
kısa olması ve rahat geçirilmesi amaçlı akupunkturla diğer tamamlayıcı tıp
unsurlar birlikte kullanılıyor. Ortalama bu programlar 4 hafta sürüyor, İlk 10
günde sigara azaltılarak bıraktırılıyor. Tamamlayıcı tıp programları ile yüzde
90-95 oranınca başarı sağlanıyor.
Sigarayı Bıraktıktan;
- 20 dakika sonra nabız ve tansiyon normale döner
- 24 saat sonra kilo krizi riski azalır.
- 72 saat sonra akciğer kapasitesi artar, solurum rahatlar.
- 1-9 ay sonra akciğer hücreleri yenilenir, akciğer hastalık riski azalır.(zatüre,
nefes darlığı vb)
- 5 yıl sonra kanser riskiniz yüzde 50 azalır.
Gebelik düşünenler için;
- Sigara gebelikten 3 ay önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken
doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma riski içmeyenler düzeyine diyor.
- Nazım Hikmet ile noktayı koyalım; Güzel günler göreceğiz çocuklar Güneşli
günler göreceğiz, çocuklar Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar Işıltılı
maviliklere süreceğiz…
Yazılar: Akupunktur Sigara Bırakma, Biorezonans, Dijital Sigara, Elektronik Sigara, Sigara, Sigara Bırakma Ürünleri, Sigara Bırakma İlacı, Sigara Bırakmak, Sigara Bıraktıktan Sonra, Sigara Firmaları, Sigara Karikatürleri, Sigara Resmi, Sigara Tiryakileri, Sigaranın İçindekiler, Sigarayı Bırakmak İçin İlaç, Sıgara Resimleri, Sıgaranın Zararları, Yalancı Sigara
Hipnozla Zayıflama
Hipnozla Zayıflayın
Günümüzde kilolu kişiler değişik yöntemlerle zayıflamaya çalışmaktadır. İlgi çeken yöntemlerden biride hipnoz uygulamasıdır. Bu nedenle hipnozla zayıflama konusunda bilgi almak üzere Bülent Uran Hipnoz Merkezi’ne başvurduk. Merkezin zayıflama programını yürüten Psikolog Danışman ve Hipnoterapist Nilgün Çalık sorularımızı yanıtladı:
Hipnozla zayıflamanın diğer zayıflama yöntemlerinden ne farkı var ?
Hipnoz, kişinin bilinçaltıyla iletişime geçmesine aracı olan bir durumdur. Yeme sorunları, yani aşırı yemek, gereksiz atıştırmak ya da özellikle bazı özel yiyeceklere aşırı düşkün olmak, bilinçaltının bulunduğu oyalanma ve duygu bastırma çareleridir. Bilinçaltı canlıyı koruma amacıyla çalışır. Acıdan kaçma ilkesine göre çalışır.
Acıyı bastırmak için bulduğu, öğrendiği, işe yaradığına inandığı her türlü kalıbı kullanır. Bilinçli düzeyde irade kullanmak insanın önemli bir gücüdür. Tüm zayıflama yöntemleri irade kullanmaya yöneliktir. Diyet yapmak ya da egzersiz yapmak gibi. Her iki yöntemde zayıflamak için gereklidir. Ama buradaki sıkıntı kişilerin bu programları bıraktıktan sonra verdikleri kiloları geri almalarıdır. Neden bu sıkıntı olmaktadır ?
Evet. Gerçekten neden bu çalışmalar hüsranla sonuçlanmaktadır.
Çünkü bilinçaltının yemek yemekten menfaati vardır. Tüm takıntılar; sigara, alkol, aşırı çalışma, kumar gibi bilinçaltında birikmiş duyguları bastırmaya yöneliktir. İnsan doğduğu andan, hatta anne karnından itibaren farkında olmadan duygu biriktirir. Bu biriktirme yetiştiriliş tarzına göre farklı düzeylerde olur, İfade edilemeyen her türlü duygu, öfke, korku, üzüntü, suçluluk, çaresizlik gibi bilinçaltında engelleyici enerji olarak birikir. Duyguları göstermenin onaylanmaması da bu birikmeyi güçlendirir. Belli bir düzeye gelmiş olan bu birikmeler bir süre sonra kişiyi huzursuz etmeye başlar. Huzursuz eden her türlü uyarı bilinçaltı için tehdit algısıdır. Yani bilinçaltı kendi yarattığı bu durumuda tehdit algılayıp bu sefer bunları yok etme çabası içine girer. Burada bilinçaltının bulduğu en iyi çözüm, kişinin bu duyguları fark etmemesini sağlamaktadır. Bu amaçla öncelikle duygulara karşı uyuşukluk başlar. Daha sonra bu yeterli olmayınca, bilinçaltı kişiyi duyguyu fark etmekten uzaklaştırıcı ve iyi hissettirici alışkanlıklara yöneltir. Yeme eylemi bu açıdan başroldedir.
Neden özellikle yemek başrolde oluyor ?
Doğduğumuz andan itibaren, yemek bizim için yemekten öte anlamlarla yüklüdür. Annemizin memesini emmek aynı zamanda güven ve sevgi demektir. Ağladığımız zaman ilk fark ettiğimiz ya meme verilmesi ya da ağzımıza biberon ve emzik sokulmasıdır. Bilinçaltı şöyle kayıt atar. “Demek ki kendimi güvende hissetmem için ağzımdan bir şeyler geçmesi ya da ağzımda bişeyler olması gerekir”. Bebek büyüdükçe yemek yemesi, anne baba için övünç kaynağıdır. Yememesi ise üzüntüdür. Burada bir çok farklı inanç yerleşmeye başlar. “Sevilmem için yemem lazım, annemi üzmemem için yemem lazım” gibi. Kısaca bilinçaltında yeme eylemi, sevginin yerini alır. Bu durumda bilinçaltı kendini yanlız, sevgisiz ve dışlanmış hissettiği her durumda yemeye yönelmeye başlar.
O zaman hipnozla bu sorunlarımı ortadan kaldırıyorsunuz ?
Hem evet, hem hayır. Nasıl bir yöntemle çalıştığınıza göre alacağınız sonuç farklı olacaktır. Hipnoz tek başına mucize yaratamaz. Hipnoz ortamında, hipnotik güçten yararlanılarak ne yapacağınız çok önemlidir. Çoğu kişinin hipnozdan anladığı “bana bir şeyler yapılacak, kendimden geçeceğim, bilinçaltıma birşeyler söylenecek ve ben değişeceğim” dir.
Evet. Öyle değilmidir ?
Buna direk telkin hipnozu diyoruz, ama direkt telkin hipnozunda bile kendini kaybetmek yoktur. Telkin tek başına geçici çözüm üretir. Telkin hipnozu, içeride birikmiş duyguları boşaltmadan yapıldığında, pis bir duvara sürülen boya etkisini yaratır. O zaman boya kısa süre içerisinde dökülecektir. Gerçek sonuç içeride birikmiş duyguları boşaltarak mümkündür. Biz Hipnoz Merkezi olarak böyle çalışıyoruz.
Bize o zaman biraz uyguladığınız programdan bahsedin lütfen.
İki aşamalı olarak çalışıyoruz. Birinci aşama farkındalık sağlama ve bunu izleyen duygu boşaltma aşaması. Duygular boşaldıktan sonra da kalıpları değiştiren telkin aşaması. Kişinin bizimle çalışırken programda uyguladığımız tekniklere tam olarak bağlılığını isteriz. Yani öğrettiğimiz self hipnozu her gün 10 dakika yapmalı, kendisine verdiğimiz EFT (bedendeki akupunktur noktalarına parmak ucuyla dokunarak duygu boşaltma tekniği) uygulamalarını aksatmadan yapmalıdır. Ayrıca 12 hafta süren bu programa düzenli devam etmelidir.
Bilinçaltında kalıcı değişiklik yaratmak kolay değildir. Bilinçaltı tembel ve ekonomik çalışır. Bu nedenle alışkanlıklarından vazgeçmez. Hele sorunların gerçek nedenlerinin bilinçli olarak farkında olamazsak, bilinçaltı değişime direnir. Biz Hipnoz merkezi olarak bilinçaltında farkındalığa özel bir önem veririz. Bu nedenle, çalışmamızın ilk seanlarını bu farkındalığı sağlamak oluşturur. Bu amaçla, kişinin bedendeki duygularıyla gerçek açlığı birbirinden ayrımasını öğretiriz. Duygularını fark etmesi ve boşaltması gerektiğine kişi onay vermelidir. Kişi kendini yiyeceğe yönelten dürtüleri iyi anlamalı ve “evet gerçekten be bundan dolayı yiyiyorum” deme aşamasına gelmelidir.
Ne gibi telkinler veriyorsunuz ?
Bilinçaltını sağlıklı seçimler yapma konusunda eğitiyoruz, yiyeceklerle sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayacak telkinler veriyoruz. Tüm bu telkinleri EFT çalışmalarıyla destekliyoruz. Özel bir diyet vermiyoruz. Diyet isteyenlerin bu proragm sırasında güvendikleri bir diyetisyenden yardım almalarını öneriyoruz. Biz sadece sağlıklı seçimlerin neler olduğunu bilinçaltına hatırlatıyoruz.
Hatırlatıyoruz derken…
Bilinçaltında doğru bilgi vardır. Milyonlarca yıllık evrim süresince sağlıklı beslenmenin bilgisi bilinçaltında mevcuttur. Ama biriken duygular bu bilgiyi gizler. Duygular boşalınca bu bilgi tekrar açığa çıkar ve işler duruma girer.
Peki bu programı uygulayarak sonuç alan kişiler var mı ?
Bizim sonuçlarımız çok yönlüdür. Kişi sadece zayıflamakla kalmaz, hayatını yeniden kurgular. Seanlar ilerledikçe zayıflama isteği ikinci planda kalmaya başlar. Değişim isteği ön plana geçer. Ama ilginç olan, zayıflamayı bir takıntı olmaktan çıkardığınızda, kişi gerçekten zayıflamaya başlar. Programımızın özü, yıllardır ABD’de başarıyla uygulanan bu programa dayanmaktır. Ama bizim geliştirdiğimiz bu program çok daha kapsamlıdır. Programımıza katılan ama sonuna kadar katılmış olan ve çalışmaları düzenli uygulayan tüm bireyler, bekledikleri sonuçları almışlarıdır.
Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler… Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz şeyler nelerdir ?
Bilinçaltı acıtan duyguları bastırmanın bir çaresi olarak, yemek yemeyi kullanırken, bilinçaltını bunlardan kurtarmaya ikna etmenin tek yolu bilincinizin gücüdür. Kiloların bedende geçmişten beri birikmiş duygu yükleri olduğu bilincine ulaşmak ve bunlardan özgürleşmeye istekli olmak, bilinçli bir bakıştır.
Diş Doktoru Cem Erdoğan İclal Aydın Program
TV8 ekranlarında yepyeni bir program olan gülümse programı ünlü konukları bir bir ağırlıyor. Her hafta ünlü bir konuğu ağırlamaya davam edecek programın hazırlayıcısı, yapımcısı ve sunucuda bir diş doktoru…
Ünlü Diş Doktoru Cem Erdoğan diş ve diş estetiği konularını programında detaylı bir şekilde anlatıyor. Deniz Seki, İclal Aydın, Hülya Avşar, Helin Avşar gibi ünlülerin diş doktoru olarak biliniyor.
Cem Erdoğan ve İclal Aydın 1. Bölüm
Cem Erdoğan ve İclal Aydın 2. Bölüm
Cem Erdoğan ve İclal Aydın 3. Bölüm
Cem Erdoğan ve İclal Aydın 4. Bölüm
Cem Erdoğan ve İclal Aydın 5. Bölüm
Doğum Kontrol Hapı Kullanımı Sağlık Açısından Zararlı Mıdır ?

Doğum kontrol hapının sürekli bir şekilde kullanımı insan sağlığına zarar vermektedir. Nasıl sürekli herhangi bir hapı kullanmak insana zarar veriyorsa aynı şekilde bu ilacın kullanımından doğan yan etiler olacaktır. Bu da sizin sağlığınıza zarar verebilir.
Ayrıca doğum kontrol hapı dahi olsa tüm ilaçlar bir hekim kontrolünde alınmalıdır. Hekimin onayı olmadan alınacak haplar insan vücudunda çok değişik reaksiyonlara sebebiyet verebilir.
Sizin için en sağlıklı olanı hekim kontrolünde veya hekimin önerisi doğrultusunda alınacak olan ilaçlardan buna doğum kontrol hapıda dağildir.
Gençlerde Cilt Akneleri

Tüm batı dünyasında olduğu gibi ülkemizde de özellikle gençlerde salgın olarak ifade edilen akne (sivilce) gençlerin gerek cilt yapılarının geriye dönümsüz olarak bozulması gerekse psikososyal açıdan gençlerde ciddi ölçüde sorun yaratması nedeniyle son derece önemle üzerinde durulması gereken bir cilt sorunudur.
Akne gençlerin % 85-90′ı gibi çok büyük bir oranda görüldüğü için akne salgını olarak tanımlanmaktadır, özellikle erken dönemde uygun metotlarla akne oluşumu önlenmez, ya da var olan akne lezyonları giderilmezse, ciltte kalıcı kusurlar ortaya çıkmaktadır, Cildin, sosyal iletişimin temel anahtarı olması nedeniyle ciltteki kusurlar hem kadınlarda hem de erkeklerde özgüven kaybına, sosyalizasyon bozukluklarına, depresyona ve hatta intihara neden olabilmektedir.
Özellikle batı dünyasında inek sütü tüketimi ile akne oluşumu çok önemli bir korelasyon göstermektedir. Diğer bir değişle süt tüketiminin artması, doğrudan akne oluşumuna yol açmaktadır. Yaşları 18 ila 70 arasında sağlıklı 2000 kişide yapılan bir araştırma, 16 yaşma kadar olan erkeklerde akne daha sık görülürken, 23 yaşından sonra kadınlarda daha sık görülmektedir.
Bir diğer araştırmada, yaşları 26 ile 45 arasında bulunan kadınlarda akne görülme oranı %42 olarak bildirilmiş, benzer şekilde yetişkin kadınlarda yapılan diğer bir araştırmada da akne görülme oranı % 41 olarak saptanmıştır. Bu değerler toplumda ne kadar çok insanın akne probleminden muzdarip olduğunu gözler gözler önüne sermekte ve bu nedenle akne batı dünyasının cilt sorunu (salgını) olarak kabul edilmektedir.
Akne Neden Olur?
Akne son derece kompleks, tedavisi oldukça güç ve uzun süreli tedavi gerektiren, eskiden bilinenin aksine diyet ve bireyin psikolojik durumu ile çok yakından ilgi gösteren bir cilt sorunudur. Her ne kadar yeni doğan döneminden itibaren çocukluk döneminde de görülebilmekle birlikte, temelde gencin bluğ dönemine girmesiyle ciddi bir şekilde ortaya çıkan ve 40lı yaşlara kadar sıklıkla devam edebilen temelde ciltteki bir yapılanma sorunudur. Akne oluşumuna etki eden faktörlerin başında vücuttaki hormon değişimleri gelir.
Propionibacterium Acne akne bakterisi
Her iki sekste de bluğ çağında artarı erkeklik hormonları, yağ bezlerinin aktivitelerini artırmakta, ciltte yapılanma kusuru ortaya çıkmakta, bu yapılanma kusuru ile birlikte normal ciltte görülebilen Propionibacterium acne adı verilen akne bakterisi bu yapılanma kusuru ile birlikte aşırı yağ yapımı olan, içinde kıl ve yağ bezlerini barındıran kanalları enfekte etmekte, ortaya çıkan iltihabi reaksiyon, gözeneklerin cilt artığı hücrelerle tıkanmasına, P.acne bakterilerinin yağ metabolizması sonucu açığa çıkan ve hücre duvarlarını bozan yağ asitleri ya da iltihabi faktörlerin duvarlarını çatlatması ile de şiddetli akne lezyonları ortaya çıkmaktadır.
Geleneksel olarak akne tedavisinde pek çok ilaç kullanılmaktadır. Ancak bu ilaçlar cildin yapısal bütünlüğünü bozduğu, alerjik reaksiyonlar, ciltte aşırı hassasiyet, kızarma, yanma, kuruma, kırışıktık artışı, ışığa hassasiyet, karaciğer bozukluğu, antibiyotik direnci, ciltte yaygın soyulma ve döküntü yapabildiği için özellikle gençler, kendine ve cildine özen gösteren kadın ya da erkekler tarafından kullanılmamaktadır.
Bu nedenle ciltte hiçbir soruna yol açmayan, cildin yapısal bütünlüğünü koruyan, cildi güçlendiren, cildin görünümünü iyileştiren ancak tüm bunları yaparken de akne lezyonlarını gideren ve yeni akne lezyonlarının oluşumuna mani olacak yöntemler geliştirilmeye çalışılmıştır.Tüm bu faydaları Niasinamid ciltte yağ yapımını baskılarken, cildin nem dengesini ayarlamakta, cildi yağlandırmadan nemlendirmektedir. Bunu cildin ana tabakalarını güçlendirerek yapmaktadır.
Niasinamid doğrudan iltihap önleyici ve giderici etkiler ortaya çıkararak, aknenin orta ve şiddetli durumlarında iltihaplan süratle giderici, cildin yapısını düzeltici, kızarıklık önleyici etkiler oluşturmaktadır. Ayrıca son yıllarda niasinamidin yüksek konsantrasyonlarının ciltte çok güçlü anti-aging etkiler oluşturduğu da klinik deneylerle saptanmıştır.
Ciltte niasinamid akne giderici olarak kullanıldığında niasinamidin etkilerini güçlendirmek için kozmofarmasötik Jel ya da Jel krem formülasyonlarına alfahidroksiasitler eklenmektedir. Bu maddelerin en iyi bilinenlerinden biri olan laktik asit ve glikolit asit, cildin üst katmanlarını hafifçe soyarak hem siyah hem de beyaz noktaların uçlarının açılarak içlerinin rahatça boşalmasına yardımcı olmaktadır.
Yapılan araştırmalarda ciltte linoleik asit adı verilen bir yağ eksikliğinin akne oluşumuna yol açtığı görülmüştür. Bu da standart olarak bildiğimiz yağlanma akneye yol açar ifadesine ters düşmektedir. Yapılan klinik araştırmalarda da cilde linoleik asit ya da Evoning Primrose Oîl gibi yüksek linoleik asit içeren ve güçlü iltihap baskılayıcı ve antioksidan etkileri bulunan doğal bitkisel maddelerin akne oluşumuna karşı koyduğu gösterilmiştir. Bu nedenle cildi tahriş olmuş, cilt hassasiyeti ciltte ortaya çıkaran madde niasinamid yani vitamin B3 tür.
ilk olarak 1995 yılında ABD’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırmada, akne tedavisinde çok sık kullanılan antibiyotik ile bir karşılaştırmalı çalışma yapılmış ve niasinamidin 3. ay sonunda klinik başarısı % 82 olarak bulunurken, antibiyotik tedavi başarı oranı %68 olarak saptanmıştır. Bu araştırma sonrasında akne ile savaşta niasinamid etkinliği klinik olarak kanıtlanmış, çok güçlü, doğal, cilt ile mükemmel uyum gösteren bir bileşik olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle sıklıkla niasinamid ile birlikte kullanılmaktadır.
Ülkemizde eczanelerde acnecinamide adı ile satılan jellerde de niasinamid ile birlikte laktik asit bulunmakta ve böylece klinik etkinlik % 90′ların üzerine çıkarılmaktadır. Bu jeller cilde sürüldüğünde çok hafif, 30-40 saniye süren, ciltte bir batma, karıncalanma hissi oluşturmakta ve bu his, alfa hidroksi asitlerin cilde girerek çalışmaya başladığını göstermektedir. Tek kullanımlık sivilce mendillerinde de laktik asit ve glikolik asit birlikte kullanılmakta ve içeriğindeki farklıdoğal bileşenler ile ciltte nazik bir peeling oluşturularak gözeneklerin boşalması, cildin pürüzsüzleştirilmesi gerçekleştirilebilmektedir.
Ancak alfa hidroksi asitler güneş duyarlılığını artıracağından, bunları kullanan kişilerin doğrudan güneşe maruz kalmamaları ve yüksek konsantrasyonda niasinamid ile yağ dengeleyici maddeler içeren ve SPF (güneş koruma faktörü) 15 olan güneş kremlerini beraberinde kullanmalıdırlar. Akneli bireyler jel krem formunda bulunan ve içinde niasinamid ile birlikte Evening Primrose 011 (EPO), Pantenoi ve benzeri doğal bileşikleri bulunduran formülasyonları kullanmaları çok uygun olacaktır. Bu maddeleri içeren acnecinamide jel krem ile Ege Üniversitesi Tıp Faküitesi’nde yapılan bir pilot araştırmada da jel krem formulasyonunun %90′nın üzerinde akne lezyonlarında etkili olduğu, ayrıca ciltte akneye bağlı gelişen lekelenmeleri hafiflettiği görülmüştür.
Polikistik Over Sendromu

Bu sayıdaki yazımda yine kadın adet döngüsünü ve doğurganlığını yakından etkileyen başka bir durum olan Polıkısttk Över Sendromu’ndan (PCOS) bahsedeceğim.
PCOS’u bir hastalıktan ziyade bir ‘durum’ olarak nitelendirmekte fayda var. Nasıl kımı insanın gözü mavi kimininki siyah oluyorsa, aynı şekilde kimi kadının yumurtlama düzeni normalken, kimi PCOS’lu olabiliyor.
Polikislik Över Sendromu olan kadınlar hastalığın adını duyduklarında paniğe kapılırlar ancak aslında hastalığın adında geçtiği gibi bir kist oluşumu mevcut değildir. Yumurtalıklar her ay düzenli olarak 800-900 bin yumurta arasından olgunlaştıracağı yumurtayı seçer ve seçilen yumurta büyümeye başlar, PCOS’ta ise bu düzen bozulur ve seçim yapamaz. Bu durum ultrasonla bakıldığında inci gibi dizilmiş kesecikler şeklinde gözlemlenir. Aslında bu yapılar kist değil, yumurta kesecikleri yani foliküllerdir.
PCOS rahatsızlığı olan kadınların hepsinde aynı belirtiler görülmese de, rahatsızlığın en bariz göstergesi adet düzensizliğidir, Düzensiz yumurtlama, kadındaki erkeklik hormonlarının daha fazla salgılanmasına sebep olur. Erkeklik hormonunun fazlalığı, deride yağlanma yapar, yağlanmayla birlikte akne oluşumu başlar, vücutta erkek tipi tüylenme görülür. Bu tüylenme dudakların ust kısmında, yanaklarda, göğsün ortasında, çevresinde ve kamın alt kısmı ile bacakların diz üstü kısımlarında oluşur. Ancak tüylenme Asyalı kadınlarda daha az görülür. PCOS görülen kadınların ortak özelliklerinden bin de fazla kilolarıdır.
Bunun temel sebeplerinden biri PCOS’lu hastalardaki insülin direncinin artmasıdır, insülinin asıl görevi kandaki şekeri enerjiye çevirmektir, PCOS’lu kadınlarda insülin direnci oluştuğu için bu şeker enerjiye çevrilmekte zorlanır ve yakılamayan şeker vücutta, özellikle bel çevresinde yağlanma şeklinde birikmeye başlar. PCOS’lu kadınlardaki simit şeklindeki göbek oluşumunun sebebi budur.
çocuk sahibi olmaya karar vermiş bir çiftin karşısına engel olarak çıkabilecek sebeplerden biri de olabilmekte PCOS. Adet düzensizliği sebebiyle yumurtlamamın aksaması kadının gebe kalmasını engelleyebilmektedir. Ancak basit tedavi seçenekleri ile bunun üstesinden gelmek mümkündür. Düzensiî adetler ilaç tedavtsi ve destek tedaviler sayesinde düzene sokularak gebeliğe uygun bir zemin hazırlanabilmektedir. Pek çok hasta basit bir ilaç tedavisi ile gebe kalabileceği gibi gerekli durumlarda uygun tüp bebek tedavilerinden de yararlanabilmektedir. Ancak bazen yanlış bilgilendirilen çiftler bu basit tedavi süreçlerini atlayarak ilk adım olarak Tüp bebek tedavisine yönlendirilmekte. Bu yüzden uzman bir hekim aracılığıyla hastalığın tedavisi şart.
Peki PCOS tedavi edilmezse neler olabilir?
Zamanında teşhisi konmamış ve tedaviye başlanmamış bir PCOS vakası rahim kanseri riski artmış bir vaka olarak karşımıza çıkabilmektedir PCOS’lu kadında anovulasyon yani yumurtıayamama durumu söz konusudur. Kadındaki progesteron hormonu üretimi olmamakta ve östrojen hormonu tek başına salgılanmaktadır. Bu durum çok uzun süreli devam ederse rahim kanseri gelişme riski ortaya çıkar. Çünkü çatlayan yumurtanın salgıladığı progestercnun rahmi koruyucu etkisinden mahrum kalınmaktadır.
PCOS tedavisinde yöntem, haslarım çocuk beklentisinin olup olmamasına göre şekil almaktadır. Çocuk düşünmeyen kadınlarda doğum kontrol hapı desteğiyle kolayca tedavi yapılmakta ve. vücuttaki hormon düzeni ideal halini alabilmektedir Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda ise. insülin direncinin düşürülerek yumurtlamanın oluşmasına zemin hazırlanmaktadır. Çoğu kez haplarla yumurtlama sağlanarak çocuk sahibi olmaları sağlanabilmektedir. Hapiann yeterli olmadığı noktada ise iğnelerle yumurtlatma işlemi gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Eğer iğne yönteminden de yanıt alınmazsa bu hastalarda aşılama ya da tüp bebek tedavisine geçilebilir.
Sevgili okurlar, Bir dahaki yazımda yine kadın adet döngüsünü ve doğurganlığını etkileyen başka bir rahatsızlık olan Endometriozis’ yani halk arasında bilinen adıyla Çikolata Kıstı’nden bahsedeceğim.
Unutmayın: HEKİMİNİZ SİZİN EN YAKIN DOSTUNUZ, EN UFAK SIKINTINIZDA “O” NU ARAMAKTAN KAÇINMAYIN…
Anestezi Uygulaması

Anestezi Hastaya Güvenli Ellerde Uygulanmalı
Bir ameliyat kararı verirken çoğu kez ilk endişe duyulan şey anestezidir. Çeşitli nedenlerle ameliyat olmak isteyen insanlar bu korkuları nedeniyle ameliyat olmaktan bile vazgeçebilmektedir. Özellikle vakit geçirmeden olunması gereken ameliyatların geciktirilmesi, sebep olan hastalığın tedavisini imkansız hale getiriyor ve erken ölümlere, sakatlıklara sebep olabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof Dr Bora Ay kaç, bu korkuyla ilgili olarak.
“Bugün modern anestezi bilimi günümüzün teknolojik imkanları sayesinde son derece güvenli ameliyat imkanını vermektedir. Halkın bilgilendirilerek yersiz ve abartılmış anestezi ve ameliyat korkularından arındırılmaları gerekir” diyor. Dr. Aykaç, insanların gözünü kokutan anestezi, yoğun bakım ve reanimasyonu “Bu üç kelime genelde ‘Derin uyku ile ölüm arası bir yaşam anını’ akla getirmektedir” diyerek şunları söylüyor:
“Bu üç kelime hizmet olarak birbirini tamamlayan kavramlardır. Bu nedenle temel olarak ‘Anesteziyoloji ve Reanimasyon’ uzmanlık dalının hizmet alanı içinde kalırlar. Anestezi’ kelimesinin yalın anlamı, duygusuzluk, hissizlik durumunu ifade eder. Başta ameliyat olmak üzere her türlü tıbbi uygulamanın korkusuzca, acı ve ağrı duymaksızın uygulanmasını sağlamakla birlikte; bu girişimler sırasında hastanın değişen veya bozulan fizyolojik ve biyokimyasal dengesini korumak amacıyla kullanılan yöntemleri ifade eder. Bu yöntemleri inceleyen, geliştiren ve uygulayan bilime de Anesteziyoloji denir.
Anestezi genel anestezi ve lokal anestezi olmak üzere iki şekilde uygulanabilir. Lokal anestezi, vücudun yüzeysel bölgelerinde veya kol bacak kısımlarında yapılacak ve iki saatten kısa süren ameliyatlarda uygulanır. Bu yöntemde yalnızca ameliyat alacak bölge veya taraf özel ilaç ve yöntemlerle uyuşturulur. Genel anestezi ise iki saatten uzun süren vücudun yüzeysel bölgelerinde veya kol bacak kısımlarında ve özellikle derin vücut organlarında yapılacak ameliyatlarda uygulanır. Genel anestezi, ağrı duygusuyla birlikte koruyucu birçok refleksi de ortadan kaldıracak derinlikte bir bilinç kaybı meydana getirecek ilaç ve aygıtın kullanıldığı bir yöntemdir.
Genel anestezide derin bilinç kaybıyla birlikte başta solunum olmak üzere dolaşım ve diğer sistemlerin işleyişi; anestezi ilaçları etkisiyle baskılanmış ve tamamen anestezi uzmanın denetimi altında yapay, mekanik yöntemlerle sürdürülmektedir. Bu denetimin yaşamı sürdürecek düzeyde yapılabilmesi için de; başta solunum, dolaşım ve beyin fonksiyonları olmak üzere diğer şeker ve üre gibi vücut kimyasındaki önemli maddelerde özel elektronik izleme ve laboratuvar cihazlarıyla an ve an izlenmektedir.
Yoğun Bakım ise bir ya da daha fazla organ veya organ sistemlerinde oluşan, ciddi işlev bozuklukları veya yetmezliklerinin sonucu; solunum, dolaşım, beyin gibi sistemlerde meydana gelen yetersizliklerle birlikte veya tek başına bilinci bozulmuş veya bozulmak üzere olan hastaların sürekli izlenerek tanı ve tedavilerinin sürdürülmesi için uygulanan yöntemlerin tümüdür.
Reanimasyon kelimesi de genelde derin komadaki daha ağır ve karmaşık hastalık tablosu içindeki insanların bakımıyla uğraşan bilim daimi ifade eder. Bugün benzer hizmetleri veren bu bölümler genelde ‘Yoğun Bakım Üniteleri’ olarak isimlendirilir.”
“Ölümün kıyısındaki insanları yaşama bağlıyoruz”
İnsanın hastalandığında neredeyse yaşamla ölüm arasındaki bağı ellerinde tutan Anestezi ve Reanimasyon Uzmanlarının doğal olarak kaygı taşıdığım ifade eden Dr Aykaç,
“Bizler; ya yoğun bakımda olduğu gibi ölümün kıyısında olan insanları yaşama döndürmeye uğraşıyoruz; ya da sağlığına kavuşmak için ameliyat olacak insanları ölümün kıyısına götürüp getiriyoruz. Bu büyük bir sorumluluk isteyen kutsal ve son derece riskli bir görevdir. Fakat bizim yaşadığımız akut bir kaygı durumundan çok farklıdır. Bu iş bizlerin mesleği ve her gün yaşadığımız bir durumdur. Kaygı; bizlerin bilinçaltımıza gömülmüş.
Anestezi uzmanı olmanın şartları nelerdir? Nasıl bir eğitimden geçirilirler?
Anestezi ve Reanimasyon uzmanlık diploması. 6 senelik tıp eğitimi ve 2 senelik mecburi hizmet deneyimini takiben, devlet taralından düzenlenen uzmanlık sınavını kazandıktan sonra, tam teşekküllü ve yoğun bakım üniteleri olan eğitim veya üniversite hastanelerinde bulunan Anesteziyoloji ve Reanimasyon’ Anabilim Dalı veya bölümlerinde 4 sene süren teorik ve pratik bir eğilimi izleyen bir imtihanı kazanmak suretiyle ekle edilir. Bütün tıp dallarında olduğu gibi Anestezi ve Reanimasyon uzmanları da genel ve uzmanlık alanındaki bütün yenilikleri tıp dergilerinden; hastane içi, bölgesel, ulusal ve uluslararası kongre ve seminerlere katılmak suretiyle izlerler Özel becen gerektiren tanı ve tedavi yöntemleri için düzenlenen özel kurslara katılıp sertifikalar alırlar Rutin dışı bazı özel tetkik ve tedaviler bu sertılıkalı kişilerce yapılır .
Grip Aşısı Kimlere Yapılmalı

Enfeksiyon Hastalıktarı Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu, grip virüsünün her yıl şekil değiştirdiğini belirterek “Su nedenle her yıl yeni virüs çeşidine göre aşı üretiliyor. Özellikle risk grubundakiler mutlaka aşılanmalı” diyor.
Havaların serinlemesiyle birlikte toplumda en sık görülen viral enfeksiyon olan grip de yüzünü göstermeye başladı Bulaşma hızı çok fazla olan gribin bazı hallerde ölümcül olduğunun attım çizen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu.
“Grip salgınları küçük çapta da görülebilir, bir şehre ya da kıtalararası alanlarda da yayılabilir. Grip antik çağlardan bu zamana kadar dört beş kez kıtalar arası yayılmış ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur” diyor Dr. Sönmezoğlu gribin başka hastalıklarla karışabileceğini belirterek belirtilerini şöyle sıralıyor:
“Gribin en önemli belirtisi yüksek ateştir. Ateşin yanı sıra kas ağrıları. kum öksürük, boğaz ağrısı. burun akıntısı, geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı olur. Bu belirtiler herkeste aynı olmayabilir. Ayrıca bazı kişiler birkaç günde başlan da bir hafta on günde iyileşir. Bazıları hastanede yatar, bazılarında ölüme bile yol açar.
Dolayısı ile çok ciddiye alınması gereken bir hastalıktır. Hem sağlığa hem ekonomiye zararı vardır.” Gribin belirgin bir tedavisi olmadığının allını çizen Dr. Sönmezoğlu,
“Asıl önemli olan korunmadır” diyerek yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:
“Son dönemlerde grip için bir ilaç geliştirildi. Bu ilacı aldığınızda antibiyotikler gibi hemen hastalığı geçirmiyor ama hastalığın ölümcül olmasını engelliyor yani zatürree ya da ölümcül diğer komplikasyonlara çevrilmesini engelliyor. Gribin süresi 7-10 gün arasındadır. Bu ilaç süreyi biraz azaltıp hastalık şiddetini düşürüyor. Ancak ilaç tedavisini sadece ağır geçirme riski olan gruplara veriyoruz. Gripte esas olan tedavi değil korunma olduğu için bulaşma yollarını bilmek tazım. Bulaşma yolu hasta kişiden sağlıklı kişiye solunum damlacıkları ve tükürük yoluyladır.
Ortamdan ya da materyallerden bulaşmaz. Korunma yöntemlerini çok iyi uygulamak gerekir. Hastalığı geçiren kişinin izole edilmesi lazımdır. Griplı kişi ise, okula gitmemeli, hastalığın en aktif olduğu dönemleri evinde dinlenerek geçirmelidir. Bu önlemler hem bulaşmayı önler, hem de grip geçiren kişinin daha çabuk iyileşmesini sağlar. Ayrıca grip olan kişilerin kimse ile ortak hiçbir şey kullanmaması, kalabalık olan yerlere kış mevsiminde mümkün olduğu kadar gitmemesi lazım.”
Risk grupları aşı olmalı
Dünya Sağlık Örgütü’nün özellikle risk gruplarına aşının yapılmasını önerdiğini vurgulayan Dr. Sönmezoğlu,
“Herkesin aşılanmasını önermiyoruz ama risk gruplarına mutlaka öneriyoruz. Özellikle 5 yaşın altındaki çocuklar (6 aylıktan büyük), 60 yaş üstü yaşlılar, kışın gebe kalmayı düşünenler, bağışıklık sistemi çökmüş kişiler, kortizon alanlar, kalp ve akciğer hastalığı olanlar, bakım evlerinde kalanlar ile sağlık çalışanları bu risk gruplarına giriyor. Örneğin sağlık çalışanları bu virüsü aldığında hastalara bulaştırabiliyor. Aynı şekilde kreş ve bakım evleri gibi yerlerde çalışanların da aşı olması öneriliyor” diyor.
Dr. Sönmezoğlu her coğrafyada farklı grip mevsimi olduğunu vurguluyor:
“Ülkemizde grip eylül ayının son haftasında başlar, ekim ve kasımda çok hızlanır. Aralık ve Ocak aylarında devam eder, Şubat ayından sonra düşer. Bu nedenle eylül ve ekim aylannda grip asısının yapılması koruyucudur. Aşının koruyuculuğu 9 aydır ama salgın başlamadan aşılanmak gerekiyor. Hastalık çok tehlikeli ancak bu konuda en önemli silahımız aşı.”
Zatürreye Dönebilir
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. E. Sevda Özdoğan da gribin akciğer hastalıklarına neden olma riskine dikkat çekiyor:
“Grip. yüzde 70-80 olarak viral etkenlerle ortaya çıkan üst solunum yollarının bir enfeksiyonudur. Gribin akciğer hastalıkları açısından riski var. Eğer zamanında uygun şekilde tedavi edilmezse alt solunum yollarına inme ve zatürreeye dönme ihtimali var. Grip sırasında öksürük ve balgamın olması çoğunlukla alt solunum yollarnın ise karıştığını gösteriyor.
Alt solunum yollarına indiği zaman ise nefes darlığı ve göğüs ağnsı olabilir. Grip genellikle viraldir ama uzarsa bakteriyel bir enfeksiyon eklenebilir. O zaman da ortaya daha ağır tablolar çıkabilir.” Gribin göğüs hastalıkları bakımından tedavisiyle ilgili olarak da Dr. Özdoğan şunları söylüyor:
“Viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisine gerek yoktur. Sadece kişinin şikayetlerini azaltacak tedaviler yani ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve istirahat öneriyoruz. Grip genellikle 7 gün içerisinde vücudun kendi kendine yendiği bir hastalıktır ama bakteriye! enfeksiyon eklendiğinde, düşmeyen ateş varsa o zaman antibiyotik tedavisi gerekebilir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında doktora gidildiği zaman etkenin o anda viral mi bakteriyel mi olduğu yönündeki tetkikler pahalı ve uzun zaman aldığı için bu tetkiklere her zaman başvurulmuyor. Grip aşısının akciğer açısından şöyle bir önemi var Grip aşısı yapılanlarda istatistikler zatürre nedeniyle hastaneye yatış ve ölüm oranlarında ciddi azalmalar olduğunu göstermektedir.
Aşı olması gereken risk gruptan
• 6 aydan büyük, 5 yaşından küçük çocuklar
• 55 yaşının üstünde sağlıklı kişiler
• Kış mevsiminde gebe kalmayı planlayan kadınlar,
• Kronik akciğer, kalp-damar (tansiyon yüksekliği dışında), böbrek, karaciğer, diyabet, kan veya metabolik hastalığı olan yetişkin ve çocuklar,
• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler,
• Solunum bozukluğuna yol açabilen her hangi bir hastalığı olanlar (nöbet geçiren, sinir-kas hastalığı olan).
• Bakım evlerinde kalanlar,
• Sağlık çalışanları,
• Riskli kişilerle aynı ortamda yaşayan sağlıklı kişiler olarak sıralanabilir.
Yani gribin ağır geçirilerek zatüreye dönüşmesini ciddi oranda azaltıyor. O nedenle biz astım, kronik bronşit ve akciğer rahatsızlığı olanlarda ve risk gruplarında grip aşısı yapılmasını öneriyoruz.”
Kafein Zayıflatıyor

Erciyes üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Neriman İnanç, Cay, kahve ve ko!a gibi içecekler ile hergün alınan kafeinin kilo verme üzerine olumlu etki yaptığının bilimsel olarak kanıtlandığı söyledi. Kafeinin etkisine yönelik yapılan araştırmanın ‘Obesity Research’ adiı dergide yayınlandığını ve bilim camiasında görüş birliğine varıldığını kaydeden inanç, bunun bazı kriterlere ve dozlara bağlı olduğjnu belirtiyor.
Metabolizmayı hızlandırıyor
Kafeinin melabolik hız üzerinde etkili olduğunu ve vücutta yağ yakımını hızlandırdığını, bunun da kilo kaybına yol açtığım ifade eden İnanç, şunları söylüyor:
“Kafein enerji harcanmasında artış sağlar, bu etkiyi şeker ve yağın daha çok yakımıyla oluşturur. Hayvanlarda, belirli miktarda verilen kafeinin ağırlık kaybına yol açtığı görülmüştür. Kafein yağ hücresini küçültmekte, tfrgliserit miktarını azaltmaktadır. Bir araştırmada, 76 şişman bireye 3 ay süreyle zayıflama diyeti ile düşük ve yüksek doz yeşil çay ve kafein birlikte (270 mg epıgallokateşingaliat + 150mg kafein) verilmişti’. Sonucunda yüksek kafein alanlarda vücut ağırlığı, yağ dokusu, bel çevresi ölçümlerinde daha fazla azalma olduğu saptanmıştır.” İnanç, günde 1.5 su bardağı şekersiz içilen kahvenin fiziksel aktıvi;e ile birlikte uygulanan zayıflama diyetlerinde destek olabileceğin ifade ediyor.
Kafein selülit yapmaz
Selülit kremleri ve gözaltı torbalanmaları için yapılan kremlerin içeriklerine bakarsanız, çoğunda kafein bulunduğunu görürsünüz. Uykumuz geldiğinde kahve bizi nasıl bir anda ayağa kaldırabiliyorsa, hücrelerimizde de benzer bir etkiye yol açar. Yani onları harekete geçirir. Kafein, dünya üzerindeki 60′dan fazla bitki türünün meyvesinde, tohumlarında ya da yapraklarında bulunur. En zengin kafein kaynağı kahvedir. Çayda, kahvenin ancak beste biri kadar kafein vardır. Kafeinin selülite neden olduğuyla ilgili teoriler son yıllarda çürütülmüştür.
Bunun sebebi ise kafeinin yağ yakıcı etkisinin oldukça güçlü olmasıdır Selülit tıbbı olarak hidrolipodıitrofi olarak adlandırılır ve cilt altı dokuları tutan bir hastalıktır.
Ayrıca metabolizmayı hızlandırıcı etkisi çok güçlü olduğundan bir bütün olarak bakıldığında aslında kafein, son yıllarda selülit yapıcı değil sanılanın aksine selülit tedavilerinde yararlanman bir madde haline gelmiştir. Bunun en açık örneği son 20 yıIdır selülit tedavisinde çok yaygın o arak kullanılan mezoterapi tedavisinin ilaç içeriğinin kafein ve kafein türev olmasıdır.
Azı yarar,çoğu zarar
Kafein önemi bir doğal ilaçtır ve tüm ilaçlar gibi de azı yarar, çoğu zarardır. Aşırı kafein tüketiminin uykusuzluk, mide rahatsızlığı, kan basıncında artış ve kemik yoğunluğunda azalmaya neden olcuğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Neriman İnanç, yaşlılar ve koroner kalp hastalarının bu konuda dikkatli olması gerektiğini vurguluyor. Erişkinlerde günlük kafein alımının üst sınır; 400 mg olarak saptanmıştır. Bu da 7 fincan Türk kahvesine denk gelmektedir.
Kategori
- Anne Bebek
- Aşk – Evlilik
- Cinsellik
- Dekorasyon
- Diyet Zayıflama
- Erkekler ve Kadınlar
- Estetik Bilgileri
- Güzellik
- Güzellik ve Bakım
- Gezi-Eğlence
- Kültür Sanat Rehberi
- Kozmetik
- Moda-Stil
- Sağlık Bilgileri
- Trend
- Yaşam Bilgileri
- Şifalı Bitkiler
Arşiv
Yeni Yazılar
- Ortakulak iltihabı
- Yaz Aylarında Mantar
- 1 Ay boyunca seks
- Zencefil Faydaları
- MONADO Akupunktur & Manual Terapi Merkezi
- Diyetten Sonra Tekrar Kilo Almak
- Çocukluk Dönemi migreni
- Dudak üstü tüyleri
Yeni Yorumlar
- deniz kaya in Göz Kapağı Estetiği İzle
- vücut estetik ameliyatı in Erkek Estetiği Fotoğrafları…
- deniz kaya in Boyun Germe Estetiği Operasyo…
- cemal yazici in Alüminyum sandalye modelleri …
- sema şimşek in Tefal actifry fritöz
- Reklam Ajansı in Online reklamcılık Google Ad…
- yasemin in Yazlık Şapka Modası
- Reklam Ajansı in Online Reklamcılık


