
O muhteşem manzarayı seyrederken bu sözleri düşünüyordu; mavi bir sesin ümidiyle giden yıllarından arta kalan… Ve adını koyamadığı bir duyguyla eksilerek bakıyordu gün batımına. Farklı bîr hayata sığınmak üzere çıktığı yolların kendisini yine aynı hayatlara çıkarıyor olması ne garip şeydi.
Ruhunun yapraktan dökülürken çakıl taşlarına, bütün üşümelerini biriktirmiş gibi direyerek sarıldı kendine. Gökyüzünün bulutlu sonsuzluğuna çevirdi yüzünü, ömrünün tam odasındaydı sonbahar
Geçmiş değişebilir miydi?
Kokulu silgisi geldi aklına. Hani yanlış yaptığında kimseler görmesin diye sayfalann üzerinde bastıra bastıra sildiği. Şeker pembesi, çilek VB anne pudrası kanşımı kokusunu İçine çekti derin derin.
Yapabilir miydi acaba
Etrafa saçılan düş kınklarını temizleyebilir miydi? Ortadan kaldırabilir mıydı binken hatıralan? Şimdi anlamlarından uzak birer dekor gibi duran insanların ızlerini, hiç olmamışlar gibi yok edebilir miydi?
Yeniden gökyüzüne çevirdi başını… Binek bulutlar anlıyor beni diye gülümsedi.. Ve hayalindeki silgiyle temizleyeceği bir dünyaya açmak üzere usulca kapadı gözlerini…
Her nefes alışında bir satır silmeye başlamıştı bile geçmişinden Her nefes venşınde kirlenmiş düş kırıklarım uluyordu havaya. Gözbebeklerinden süzülürken lek başınalığı damla damla… Beyaz sayfalara açılması umuduyla yaşamın…
Dökülen hazan yapraklan gibi kırmızı, savrulup gidiyordu eski sayfalar’ dört bir yana…
Elbette kolay değildi yüreğe saplanan can kırıntılarını çıkarmak Kalabalığında hiç yetişemediği hayatlara koşarken yorgun… Acılar dökülüyordu salkım salkım dudaklarından… Maviliklerin beyazına akıyordu ay ışığı köpük köpük.. Dalgalanan yüreğinin soluğuyla birlikle rüzgar teninden alıp götürüyordu geceyi…
Serin bir sabah esintisinin kollarına bıraktı kendini…
Yarım bırakılmış elim sallayarak kokulu sılgisiyle beraber hiç gelmeyen, gelemeyen sevgiliye veda etti.


